11 Ağustos 2022

DEVLET ADAMI OLMAK

  • PDF
Kadim devletlerde olduğu gibi devlet ideolojisinin ve devletin tarafı olduğu inancın dışında kalanlar dışlanmayacağına, kovuşturulamayacağına ya da yeryüzünden topyekun silinemeyeceğine göre, modern hukuk devleti tüm inanç gruplarına karşı aynı mesafede durmak ve bunların da birbirleri üzerinde hegemonya tesis etmelerini engellemek zorundadır. Laiklik öncesi dünya tarihi ister Avrupa’sına bakın ister İslam coğrafyasına - dini kavgalarla doludur.
Dolaysıyla modern devlette, kurumların bürokrasinin dini/mezhebi/meşrebi olamaz. Devlet adamının, siyasetçilerin olur.
Fakat bunların, yani devlet adamının, bürokratın ve siyasetçinin, seçilmesinin ya da atanmasının ne ön koşulu, ne yeterlilik koşulu, ne de gereklilik koşulu Müslüman ya da herhangi bir inanca, mezhebe, tarikata, cemaate bağlı olmak değildir. Ön koşul, işin ehli olmasıdır. Yani liyakattır, bunu Yüce Allah açık olarak kelamında söylüyorlar Ehil olmak veya “liyakat” kişi hangi alanda çalışacaksa, o alanda yeterli bilgiye, beceriye, donanıma sahip olması demektir. Bunun yanı sıra, koşulsuz şartsız “ adalete/ hukuka” uygun icraatlar yapması demektir. Devlet adamının tanımı da budur.
Devlet adamı demek, çok oy almak demek değildir. Devlet adamı, alkışlanmak demek de değildir. Devlet adamı demek, yönetmeyi bilmek demektir.
Devlet adamı demek, kanmamak, kandırmamak demektir. Kanuna uygun davranmayanı, kanuna uygun cezalandırmak demektir. Kanuna uygun davrananları da kanuna uygun mükafatlandırmak demektir.
Şimdi, hukuk devleti bağlamında buraya kadar söylediklerimizin hangisi akla, ahlaka ve insanlığa aykırı? Bunlara, inançlı olsun ya da olmasın, kim karşı çıkabilir? Unutulmamalı; bir şey, akla, bilime, etik değerlere ve insan doğasına aykırı değilse, o şey dinidir. O şey İslamidir.
İkinci bir husus, devlet şahıs değildir. Bu yüzden devletin dini olamaz. 
Devleti yönetenler inanır ya da inanmaz “ İşin ehline ver” ayeti, asıl olanın “ adalet “ ve “ liyakat” olduğunu ortaya koyar.
Müslümanlar- özellikle siyasal İslam ideolojisinin etkisiyle devleti ele geçirme ya da devleti İslamlaştırma çabasını; imanı, sorumluluğu ve ahiret bilincini temele alan bilgi ve ahlak eksenli din anlayışına gösterselerdi, bugün yaşadıkları devasa problemlerin içine düşmeyebilirlerdi. Zira devleti ele geçirme anlayışı “ amaca giden her şey mubahtır” anlayışını beraberinde getirdi. Bu uğurda bir Müslüman’ da olması gereken en temel değerler çiğnendi ve çiğnenmeye devam ediliyor.
Hakeza aklı rafa kaldıran ve Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle adeta sürüleştirilen cemaatçi ve aslından hakiki hüviyetinden uzaklaşmış olan tarikatçı yapılanmalar, şahsiyetliliği / kişiliği yok etti.
FETÖ yapılanması, kişiliğin nasıl erozyona uğradığını ortaya koyan örneklerle dolu. Burada “ kendini bilmek” anlayışını merkeze alan irfan geleneğimiz ile günümüz tarikat ve dini örgütlenmelerini aynı kefeye koymak zor. Pek çoğu, dinin; felsefi, ahlaki, deruni boyutuyla uğraşmaktan ziyade, ekonomik- çıkar ilişkileriyle ve siyaset projeleriyle gündemdeler. Elbette sanata, edebiyata, fikri düşünceye katkıları olan muhitler yok değil. Ancak olanların dahi bu çevrelerce, nasıl tenkitlere maruz kaldıkları ve hatta dışlandıkları bilinen bir gerçek.
Tam bu noktada, cemaatçi tutumların, hukuk devletinde yarattıkları sorunlar gözlerden kaçıyor. Elbette bir insan bir cemaate yakın hissedebilir kendini… liderini / şeyhini kutsamadığı ve bu yolculuğu ahlaki bir inşa sürecine dönüştürdüğü sürece sorun yaşanmaz.
    Ancak, cemaat liderinin her söylediği doğrudur/ sorgulanamaz anlayışı, hukuksal ve dini sorunları beraberinde getirir. İslam aracıları kabul etmez; bunun adı şirktir.
    Bütün bunlar olup biterken, bizim gibi coğrafyalarda yaşayan toplumların gündemlerini neler işgal ediyor? İnsanın söylerken bile içi acıyor. Kalın sağlıcakla!
 
trafik cezası öde kredi kartı ile fatura öde online fatura ödeme fatura öde