16 Eylül 2019

HANGİ BAĞIMSIZ YARGI

  • PDF
Adalet mülkün(devletin) temelidir sözü kime aittir. doğrusunu isterseniz bilemiyorum. Bu söz mahkeme salonlarında ve yargı kurumlarının girişinde asılıdır ama kim söylemiştir, ne zaman söylemiştir, bilinmez!
Ancak dünyanın en doğru sözlerinden biridir. Eğer bir ülkede adalet yara almışsa, toplum artık yargıya güvenmiyorsa, vay o ülkenin haline. Fakat bu süreçte en kötüsü şudur; Adaletin siyasete alet edilmesi….Hakim ve Savcıların siyasi iktidardan emir ve talimat alması, kararlarını ona göre vermeleri. Aksi takdirde sürgün ve ceza yemekten korkmaları… Biz şimdi Türkiye’de ne yazık ki böyle olaylara tanık olmaktayız.
Her yıl adalet yılının açılış törenleri yapılır. Aynı zamanda AKP Genel başkanı olan Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Yargıtay, Danıştay Başkanları vesaire mesajlar yayınladılar,ya da konuşma yapıyorlar. Vermek istedikleri mesajları arasında hep şu söylem yerini alıyor. “ Bizim yargımız bağımsızdır!”
Türkiye “ Hukuk Devleti” olmaktan hızla uzaklaşıyor. Türkiye bir yılı aşkın bir süredir kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor, yasalar allak bullak ediliyor. Kanun çıkarmak zor iş! Meclis’e tasarı gelecek, komisyonlarda görüşülecek, sonra genel kurulda görüşülecek, konu Meclis’te ve medyada tartışılacak falan filan… Oysa kanun hükmünde kararname çıkarmak çok kolay! tartışma yok, kamuoyunun ve siyasi partilerin haberi yok!... Bir sabah uyandığınızda bir bakacaksınız ki Resmi Gazete’de yayınlanan bir kararname ile nice kanunlar altüst edilmiş, değiştirilmiş, yeni maddeler yürürlüğe sokulmuş, Böyle hukuk devleti olur mu? Hukukun üstünlüğü böyle sağlanırmı?
İşin daha da vahim, korkunç bir boyutu daha var. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit her adli yıl açılışında açıklıyor. Türkiye’de şu an anda tam 85 adet hukuk fakültesi var! Çoğu özel üniversitelerin çatışı altında kurulmuş durumda. Birkaçı dışında bunların yeterli hocaları, öğretim üyeleri ne yazık ki yok.. Giren diplomasını alıp çıkıyor. Her yıl yetersiz bilgilerle mezun olan binlerce genç ne yapacak? Önlerinde iki seçenek var; Avukat olacaklar, ya da hakim veya savcı olacaklar. Bunlar hukuk temeline sahip değil. hukuk öyle lise eğitimi gibi birkaç yılda öğretilecek bir nesne değil.
Cebine hukuk diplomasını koyan genç, avukat oluyor.. Fakat piyasada var olan on binlerce avukat başarı elde edemiyor .Bu kez hakimlik-savcılık sınavına giriyor. yandaşsa, iktidar kesiminden torpili varsa, sınavı kazanıyor. Ve oturduğu kürsüde “ Adalet(!)”dağıtmaya başlıyor. Yargıtay başkanı işte bunları açık, açık söylemektedir. Risklerin en büyüğü, yetersiz hukuk eğitimi alan kişilerin Hakim ve Cumhuriyet  savcısı olmasıdır. Bu durum hatalı karar sayısını artırarak adli hizmet kalitesinin düşmesine neden olmaktadır.”
 Son birkaç yıl içerisinde biz neler gördük!...Bir Hakim ve Savcı asla siyasilerin önünde cübbesinin önünde iliklemeye kalkışan yüksek yargı başkanları, ilikleyerek “ Saygı(!)” göstermeye kalkışıyordu. Oysa yargıçların cübbesinde kimsenin önünde iliklemesinler diye düğme vesaire yoktur. Danıştay Başkanı bunu bilmektedir. Sonra Danıştay Başkanı sayın Cumhurbaşkanı Erdoğanla Rize’ye gidip çay toplamaya gittiler. Anayasa Mahkemesi Başkanı  30 Ağustos resepsiyonunda Erdoğan’ın elini sıkarken tam 90 derece olmasa bile ona yakın eğilip büküldü! Sonra da Yargı hiç bu kadar bağımsız olmamıştır”diyorlar.
Eğer Hakim ve Savcıların başının üzerinde Demokles’in kılıcı asılı duruyorsa, hakim ve savcılar sürgün yemekten, iktidarın hoşuna gitmeyen bir karar verdiklerinde ceza almaktan korkuyorsa, o ülkede yargı bağımsız değildir.
Buna Yüksek yargı organları dahildir.Türk Yargısının durumu işte budur..
kalın sağlıcakla!
 
trafik cezası öde kredi kartı ile fatura öde online fatura ödeme fatura öde